Photo 28 Dec 4 notes aclergymansdaughter:

René Magritte. Hegel’s Holiday. 1958. Oil on canvas. 61 x 50 cm. Private collection.

aclergymansdaughter:

René Magritte. Hegel’s Holiday. 1958. Oil on canvas. 61 x 50 cm. Private collection.

Text 28 Dec 2 notes

Sürrealizme bayılıyorum. Kuralsızlığına, devrikliğine, özgürlüğüne.. bu nitelikleri bile sürrealizmin herhangi bir  kanvas tuvalin iki boyutlu alanına hapsedilemeyeceğinin birer göstergesi.
Bu blogu gerçeküstücü bilinç akışı tekniğini kullandığım bir ‘tabula rasa’ hayal etmiştim, biraz estetik, biraz keyifli ama doğru veya yanlış olmasının hiçbir önemi olmadığı düşüncelerimin, aklımda kalanların, sansürsüz çizildiği bir tuval.. geleneksel sanat araçlarından yoksun sanal bir kolaj.. pek anlaşılmasa da bütünüyle tematik ve birbiriyle doğrudan ilgili cut-uplar.. Savaş sonrası dönemin politik devrimci ressamlarının, bir coen kardeşler westherninin, ölü ozanlar derneğiyle ne tür bir birlikteliği olabilir? Meksika? Pritchard ölçeği? Sanat? Aralarında -belki birbirinin diyalektiği olanlarda bile- estetik bir uyum olduğuna inanıyorum sorgulamaya çalıştığım bu birlikteliklerin düşünsel faydası olup olamayacağıydı. Günlük düşüncelerin, büyük estetik değerlerle harmanlandığı yazın fikri işe yarayabilirdi? Becerebilseydim belki. Kendime bu iş için 12 aylık bir süre tanımıştım ve zaman çok çabuk geçmiş. Olurda devam etmezsem en azından bir finalim olsun.. yarım kalan her ne olursa olsun hüzünlü çünkü..

Text 21 Dec 3 notes

Üniversite ve kitapların indirgeyiciliğiyle bir kez daha karşılaşıyorum, final ödevim ‘sivil toplum kuruluşları ve cemaatler’in siyaset başlığı bir türlü tam şeklini alamamıştı, marx sosyolojisinin ukalalığı bir yere kadar, deneyim çok şeydir.

Text 20 Dec 2 notes

Olgunluk der Bokonon büyük bir düş kırıklığıdır ve ilacı yoktur, gülmeyi ilaçtan sayıyorsanız o başka.

Quote 16 Dec 5 notes
Karşılıksız bütün aşklar adına!
Cehennem ateşi aşkına!
Keşke bunlardan,
Daha kötü şeyler bilsem de,
Küfür etsem doya doya!
— Faust . Goethe
Text 16 Dec 4 notes Faust . Goethe

Öğrenci: hukuk bilimiyle aram iyi değil.
Mephisto: Bundan dolayı sizinpek yadırgamam. Bu bilimin ne olduğunu bilirim. Kanunlar ve haklar, sanki irsi bir hastalık gibj nesilden nesle geçerler, göbekten göbeğe sessizce atlarlar. Akıl, sanki divanelik ve işkence şeklinde gösterilir. Sen de, o neslin torunlarından olduğun için vay haline! Ne yazık ki bizimle beraber doğan hukuktan kimse söz etmiyor!
Öğrenci : Hukuk hakkındaki bu sözleriniz bu bilime karşı nefretimi artırıyor. Size öğrenci olabilene ne mutlu! Böyle giderse, ilahiyat tahsili yapma kararına varacağım.
Mephisto: sizi yanlış yola yönlendirmek istemem. Bu bilime gelince, onda yanlış yola girmekten korunmak zordur. O bilimin içinde öyle zehirler vardır ki, ilaç gibi görünür. (Dine çeşitli yollarla karışmış olan hurafeler). Bu konuda da öğretmeninizin sözüne uymak gerekir. Yani kelimlere bağlanarak güvenli kapılardan iman tapınağına girersiniz.
Öğrenci : ama kelime bir kavram ifade etmeli
Mephisto: çok doğru, ancak insan kendisini bundan dolayı sıkıntıya sokmamalı, çünkü kavramın olmadığı her yerde hemen imdadınıza bir kelime yetişir. Kelimelerle mükemmel tartışmalar yapılabilir, farklı sistemler kurulabilir. Kelimeye iman edilebilir, ama ondan tek bir harf bile çıkarılamaz.

Video 16 Dec 6 notes

Ustalara saygı.. Bu blog icin kendime tanıdığım süre bitmeden bi de svankmajerin sinemasından bahsetsek fena olmaz. Sinemada sürrealizmin goethe romantizmine galibiyetidir faust.

Quote 16 Dec

“Mavi, her yerde tüm şiirsel güçlerle donanmıştır. ‘Ancolie’ (mavi haseki küpesi) ile ‘mélancolie’ (melankoli) arasındaki kelime oyununun o zaman bile var olduğu Ortaçağ şiirinde de az ya da çok görüldüğü gibi, yeniden aşkın, melankolinin ve düşün rengi haline gelir.”
— Michel Pastoureu . Mavi: Bir Rengin Tarihi
Photo 16 Dec 4 notes
Text 16 Dec 3 notes Yozgat blues . Mahmut fazıl coşkun

Yedinci sanatın güzel, güçlü ve altüst edici olmasını, eğlence sinemasını ise uyduruk eğlenceli ve kolay tüketilir olmasını uzun süre bir yazgı olarak kabul ettim. Ama bu filmle artik emin oldum ki gişeyle arası pek iyi olmayan bu sinema dışındaki hiçbir arayış eskisi kadar eğlenceli ve uyutucu değil. - tabii ki hollywood romantik komedilerini tenzih ediyorum-.
Tarık tufan ve fazıl coşkun imzasi, siluet vurgularıyla ‘şehir’li ve son derece şık film afişi, melankoli ve mizahı en az film kadar taşıyan ismiyle film henüz izlemeden insanı heycanlandirabiliyor. Blues’un tüm lirizmi, melankolisi adeta filmin giriş sekansiyla birlikte Yavuzun yaşamı ve karakterinde ritmini bulmuş halde izleyiciye sunuluyor. Bu müziğin ilk notaları bluesun ağıtsal kökenine atıfla başlıyor, bir cenaze haberiyle. Bu noktada yaşamını yeniden kurgulamak üzere bir araya gelen karakterlerin ve başka bir şehirde tutunma hikayesinin ezberlenmiş görünümüyle karşılaşmayı beklerken, aslında yakın plan çekimler mekanı önemsizleştiriyor ve yavuzu baska bir şarkıyla dinlememize fırsat vermeyen performans sahneleri tek bir şarkının sürekliliğinde öznelliği vurguluyor. Kendine dönük bir hayat yavuzunki müziği ve sahnesi de öyle, sahne kostümünün bir parçası olan peruğuyla yaşaması, gömlek kumaşına kadar tüketim alanındaki takıntıları, yaşam içinde kendine karşı tutumunun doğrudan göstergesi. Dolayısıyla yozgat mekansal bir deney olmanın ötesinde yavuzun yolunun neşeyle kesişimiyle başka bir ‘mekansal’lığı sorguluyor:  kontrol alanı sahnenin cok dışında baş etmeyi beceremediği sosyal mekanlar. Aynı sahneyi paylastığı neşeyle ozel hayatta aynı diyaloğu kuramaması üzerinde gelişen pek de romantik olmayan gündelik tereddütler üzerinde bir ilişkinin varlığını izliyoruz. ‘Uzak ihtimal’ bile olamayan bir ilişki. Bu süreçte yönetmenin deyimiyle daha pragmatist olan neşe karakteri yavuzun yaşam içersindeki hızlı düşüşüne oranla yeni yaşamına ve şehre adapte olurken, yavuzun giriş sahnesinde neredeyse kareden çıkmak üzere olduğu yakın plan çekimlerinin geride kaldığını görüyoruz. Genişleyen açıya katılan iki yozgatlı karakterin cözümlenmesi de kayda değer. Özellikle kamil anlatıp büyüsünü bozmak istemeyeceğim nefis bir entelektuel ironisi. Ve filmin asıl etkileyici yanı tüm bu bunalımlı arkaplanla harmanlamış mizahın doğallığı.. yaşamın iniş çıkışlılığı ya da bluesun hüznü ve ümidi bir arada barındırışı gibi.
Bokeh çekimleriyle, ince mizahıyla, ilk kez bir filmde kendi üzüntülerimden bir şeyler bulmamla favorilerim arasında yerini aldi.


Design crafted by Prashanth Kamalakanthan. Powered by Tumblr.